Birileri 'Türkiye Peşaver’e dönerse' mi dedi?

Geçenlerde Kemal Kılıçdaroğlu “Türkiye, Peşaver’e dönerse sorumlusu kimdir? 30 kişi, 40 kişi, 103 kişinin hayatını kaybettiği terör olaylarından sonra bir siyasi sorumlu ortaya çıktı mı? Bir kişi ortaya çıkıp ‘bu işin sorulusu benim’ dedi mi? Demedi. Bu bizim demokrasi eksikliğimizi gösteriyor.” açıklamalarından sonra ben de, Pakistan, Afganistan siyasi ve beşeri coğrafyası ile, bizim bazı güney illerimizin bulunduğu Ortadoğu coğrafyası arasındaki benzerlikler hakkında bir şeyler yazmak istedim.

Öncelikle Pakistan ve Afganistan’ın bulunduğu bölgede belirgin siyasi oluşumlar 1857 yılındaki İngilizlere karşı Sepoy Hint Askeri isyanından sonra, Muhammed Kasım tarafından 1866’larda Hindistan’nın Deoband kentinde özellikle modernist İslamcı Seyyid Ahmed Han’a karşı radikal bir hareket olarak doğmuş ve sonraları “Deobandi Hareketi” adını almıştır. Deobandi Hareketi Nakşibendi Tarikatına bağlıydı ve haliyle ilk olarak medreselerde örgütlenmeye başlamışlardı. II. Abdülhamid 20. yy başlarında bunların örgütlendikleri medreselere yüzlerce kitap bağışlamıştı. Osmanlı’nın son dönemleri olan 1. Dünya savaşı sırasında İngilizlere karşı ayaklanma çıkarılması için Teşkilat-ı Mahsusa tarafından “İpek Mektup Komplosu” adı verilen bir hareket dahi başlatılmıştı.


Mektuplar, ipek mendil üzerine görünmez mürekkeple yazıldığı için, İngiliz kaynaklarında “Silken Letter Conspiracy”(İpek Mektup Komplosu) olarak adlandırılmıştı. Buna göre Hicaz’da Hintli Mevlana Mahmudul Hasan, Hicaz vali ve kumandanı Galip Pasinler Paşa ile temas kurmuştu. Galip Paşa, Hintli ve Afgan Müslümanlar arasında dağıtılmak üzere yazdığı mektupta “Deobandi Medresesinde Müderris olan Mevlana Mahmudul Hasan Efendi bizimle irtibattadır. Bu mesele üzerinde tam bir fikir birliğimiz var ve bizden gerekli direktifler alınmıştır. Eğer Hasan Efendi size gelirse ona güveniniz ve ihtiyacı olan her şeyle destek olunuz” diyordu. Mahmudul Hasan, Medine’de Enver Paşa ve Cemal Paşa ile görüşmüş ve Mektuplar Hindistan’da elden ele dolaşmıştı. Medine ve Kabil arasındaki irtibat ipek mendillere görünmez mürekkeple yazılan mektuplardan sağlanıyordu. Mektuplarda Cunudur-Rabbaniye adıyla askeri bir teşkilatın kurulduğu bildiriliyor ve liderliğe de Mahmudul Hasan’ın seçildiğini ve merkezinin Medine olduğu ifade ediliyordu. Teşkilatın amacı Müslüman ülkelerin birliği ve kurtuluşuydu ve bunu “Babama nerede olduğumu söylemeyin” adlı kitabımda daha önce anlatmıştım.

Şimdilerde Pakistan’ın birçok kenti olmak üzere, Deobandi temelli radikal islamcı örgütlenmeler özellikle Peşaver’deki Hakkaniye Medreselerin’de hala etkisini sürdürmektedir. Hakkaniye Medreseleri, 1947’de eski bir Deoband Mollası olan Mevlana Abdul Hak tarafından kurulmuş, daha sonra Peşaver de dahil, Pakistan’ın birçok şehrine yayılmıştı. İşte, Peşaver taraflarındaki Hakkaniye Medresesi de, 80’lerin sonlarına doğru Afgan savaşından kaçan Peştun mültecilerini eğitmiş ve 90’ların başlarında o medreselerin birinde hoca olan Molla Muhammed Ömer ise “Taliban’ı” yaratmıştı. 

 Pakistan ve Afganistan haritasına baktığınızda, iki ülkenin sanki el ele vermiş ve aynı kaderi paylaşan, talihsiz iki dost gibi bir görüntüsü vardır. İç içe geçmiş bir coğrafyanın mutsuz ülkeleri olarak birbirlerine yakın olan kentleri de sanki aynı görüntüyü vermektedir. Örneğin Afganistan’ın en belalı şehri olan Kandahar ile onun tam karşısındaki Pakistan’ın Quetta, bizdeki Hatay - İdlib ve başkent Kabil’den İslamabad’a giden karayolun üzerindeki Celalabad ile Peşaver de, Halep – Kilis, dolayısıyla Gaziantep hattına benzer. Vahhabi olan El Kaide’nin ve Deobandi olan Taliban’nın yayılma ve örgütlenme hareketi de özellikle bu kentlerde yani Kandahar, Quetta, Celalabad ve Peşaver’de olmuştur.



Yıllar süren bu İslamcı hareketi Afganistan’da Sovyetlere karşı, onlar ayrıldıktan sonra da Necibullah yönetimine karşı destekleyen Pakistan, içinden çıkılmaz politikalarının sonucu olarak, bumerang kendisine döndüğünde artık yapacak bir şeyin kalmadığını anlamış ama iş işten geçmişti. Hindistan uzay programında tüm dünyaya kendisini kabul ettirmiş bir ülke olmasına rağmen, Pakistan teknoloji ve bilimde tamamen geri kalmış ve aynı zamanda artık dünyanın en gerici ülkelerinden biri olmuştu. Bugün Pakistan’ın her tarafına yayılan yobaz İslamcı hareket eylemlerini hemen hemen her gün bir bombalı saldırı, ya da buna benzer olaylarla sonuçlandırmakta ve onlarca kişi hayatını kaybetmektedir

Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasına gelince. 6 yıldır devam eden Suriye savaşında yenilgiye uğramak üzere olan gerici yobaz Vahhabi oluşum, artık kendilerine yeni yerler bulmak zorunda. Şimdilik, lağımlı kanalizasyonlarda kendilerine sığınacak yer bulmuş olan hamam böcekleri gibi, hemen hepsi(IŞİD hariç) İdlib’e üşüşüyor. Fakat 1-2 yıl içinde Suriye Ordusu ve koalisyonu diğer yerleri tamamen kontrol altına aldıklarında sıra İdlib’e gelecek. Aynı zamanda ülkemizin birçok şehrinde de silahlı eğitim gören bu militanların yine gidecekleri tek yer kalıyor. Özellikle Türkiye’nin güney bölgeleri. Yıllar önce olduğu gibi, bir zamanlar Afganistan’dan ittifak güçlerinin püskürtmeleri sonucu, militan grupların ilk sığındıkları yer, Pakistan sınır kasabaları ve kentleriydi. Şimdi ise aynısı bizde de olmaya başladı ve Türkiye artık Peşaver’e döndü bile…


21 Aralık 2016 12:27