Terra Cotta Bingmayong…

Terra Cotta, İtalyanca’da “Pişmiş Toprak” anlamına geldiği için, batıda bu kelime kullanılıyordu. İlk Çin imparatoru Qin Shi Huang’ın mezarında bulunan ve MÖ 210 tarihinde yapılmış olan heykel ordusu “İlklerin imparatoru” olarak bilinen Qin Shi Huang’ın mezarını koruduğuna inanılıyordu. Çin’deki tüm beylikleri yenip savaşan devletler dönemine son veren Qin Shi Huang, Qin Hanedanlığı’nı kurarak kendini imparator ilan etmişti. Tarihçi Si Maqian’in kaydettiği bilgilere göre, Qin Shi Huang henüz hayattayken MÖ 246 yılında başlanan mezarının yapımı 32 yıl sürmüş ve inşaatında da 700 bin kişi çalıştırılmıştı.



Çin’in Shaanxi eyaletinin Xi’an kenti civarındaki Lishan bölgesinde bulunan mezarın temeli dörtgen şeklinde, güneyden kuzeye 350 metre uzunluğunda, doğudan batıya 345 metre genişliğinde ve 76 metre yüksekliğinde toprak bir piramit şeklindedir. Boyları 170-190 santimetre arasında değişen bu heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklıydı. Kazı alanında çoğu hala toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin edilmekteydi. Qin Shi Huang’ın Mezarı ve Terra Cotta Ordusu, 1987 yılında Unesco tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştı. (Ansiklopedik Bilgi)



Bu heykellerin bulunduğu dağın dibi aslında, volkanik oluşum ve yeraltı sıcak su kaynakları bakımından zengin bir bölgede bulunduğundan dolayı toprak, işlenebilmesi için yeterince yumuşaktı



ve Kapadokya’daki Peri bacalarının bulunduğu volkanik toprağı anımsatıyordu. Terra Cotta savaşçı heykellerinin bulunduğu bölge, küçük bir dağın dibinde ve düz bir arazi üzerindeydi. 1974 yılında kendi arazisi üzerinde tarım yapan bir çiftçinin, tarlayı sulamak için kuyu kazarken bu heykeller ortaya çıkmıştı. Bu ünlü çiftçi Mr. Yang ile o gün Terra Cotta’nın içinde hediyelik eşya satan bir mağazada, bu bölgeyle ilgili yazılmış kitapları birkaç Yuan karşılığı imzalarken tanışmıştım. Devlet arazisine o dönem 5 yuan karşılığı el koymasına rağmen, ömür boyu maaşlıydı. Terra Cotta’nın bulunduğu yer bir zamanlar kendisine ve bir kaç kişiye ait olan arazi üzerindeydi.




“1966 Kültür Devrimi’nden sonra devlet köylüye kendilerine yetecek kadar üretim yapacağı araziyi verebiliyordu. Tabii köyleri tek tek dolaşan vergi tahsildarlarına vergilerini ödemek şartıyla. Şartıyla diyorum çünkü yeterli ürün alamamalarına rağmen, ne olursa olsun devletin alacağı verginin yüzdesi belli olduğu için, ödemekten bunalmış köylülerin o dönemlerde köyleri dolaşan vergi tahsildarlarına karşı saldırıları oluyordu. Bunun sonucunda her yıl onlarca vergi tahsildarının hayatını kaybettiğini ve bunun üzerine Çin Ordusunun da düzenledikleri operasyonların ardından, yakaladıkları birçok köylüyü idam ettiklerini 70’li ve 80’li yılların gazetelerinde okurdum.”



Shaanxi Eyaletine bağlı Xian’ın -Şian- Çin’in eski başkenti olduğunu ve bizim ülkemizden de geçip İtalya’ya kadar uzanan ve sonunda Venedik’te biten, Marko Polo’nun 21.000 kilometrelik İpek Yolu’nun başlangıç noktası olduğunu biliyordum. TRT’de 80’lerin başlarında izlediğim, Japon ve Çin Televizyonu ortak yapımı olan “İpek Yolu” adlı belgeselin, benim hayatımda önemli bir yeri vardı. Bu ekip o zaman bu belgeseli Xian’dan başlatmış, Roma’daki Collesium’un önünde bitirmişti. Ben başından sonuna kadar izlediğim bu belgeselin şu anda başlangıç noktasındaydım.



1931 yılında bir Fransız İpek Yolu Expedisyonu, -diğer adıyla Trans Asyatik Keşif Ekibi- Citroen Sponsorluğunda ve Georges-Marie Haardt liderliğinde Lübnan’ın Başkenti Beyrut limanından yola çıkıp doğuya doğru hareket etmişti. Bu keşif gezisi şimdiye kadar yapılan en zor ve tehlikeli yollardan Pekin’e kadar gidiyordu. Bu expedisyonda at, deve, katır gibi birçok hayvanın yanı sıra, o dönemde Orta Asya’nın birçok yerinde karayolu olmadığı halde bu motorlu araçlar ilk defa kullanılmıştı. Bu araçlar, o dönemin bir modeli olan ve “Gazap Üzümleri” filminden de anımsayacağımız kamyonetlerin önünde 2 teker ve arkasına tank paleti monte edilmek suretiyle, bu sarp ve vahşi yolları geçebilmek için kullanılmıştı. Bu ekip İran platosu üzerinden geçerken, çok zorlu yollardan Afganistan’ın Ferah eyaletine varmış ve Afgan Kraliyet Birlikleri tarafından karşılanmıştı. Himalayalar’dan sadece bir taş atımı uzaktaki Afganistan’ın heybetli Hindikuş Dağlarının güneyinden geçerken, önlerinde yüksek duvarlar belirdiğinde, aşabilmek için ekip, beraberlerinde getirdikleri motorlu taşıtları parça parça söküp katırların sırtlarında Huncerap geçidini aşıp, Çin topraklarına kadar taşımışlardı. Taşıma



sırasında expedisyonda, birçok hayvan uçuruma yuvarlanıp telef olmuş ve araçların bir kısmı da ağır hasar görmüştü. Bu ekip o dönem Afganistan’dan Hindistan’a, oradan da Çin’e geçiş için kilit durumundaki yer olan ve Keşmir’e kadar uzanan çok tehlikeli bir yolu takip etmişti ve 10 ay süren bu yolculuk az bir malzemeyle nihayet Pekin’de son bulmuştu.



Aydın Uğur



Babama Nerede Olduğumu Söylemeyin


24 Mart 2017 17:00