TÜRKİYE’DE 1980’DEN GÜNÜMÜZE ROCK MÜZİK VE SOSYAL HAKLAR (2)

MÜZİĞİN İZİNDE -2

E. Deniz ELA ÖZCAN
Mehmet Atilla GÜLER


V. ROCK M


MÜZİKTE SOSYAL HAKLARIN “YENİDEN” YÜKSELİŞİ: 2000’DEN BUGÜNE
2000’li yıllarda alternatif şarkıcılar ve topluluklar seslerini daha fazla duyurabilir hale gelmiş, bu dönemde Rock müziğin Duman, Mor ve Ötesi gibi gruplarla başlayan ilerleyişi Badem, Manga, Rashit, Replikas gibi gruplarla devam etmiştir (Meriç, 2006: 53). Belirtilen ilerleyişi gerçekleştiren grupların önemli bir bölümü Politik Rock olarak adlandırılabilecek bir türde eserler verirken bu eserler içerisinde sosyal hak vurgusunun olduğu örneklere de rastlanmıştır.
2000’li yılların başında Politik Rock’a damgasını vuran unsur şüphesiz ABD karşıtlığıdır. Bu durum, ABD’nin 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından gerçekleştirdiği Afganistan ve Irak işgallerine yönelmiştir. Dolayısıyla bu dönemde ABD karşıtlığı 1970’lerin aksine emperyalizmle değil savaş karşıtlığıyla ilişkilendirilmiştir. Aslında Rock müzikte 1990’ların başından itibaren ABD karşıtı şarkılara rastlamak mümkündür. Bulutsuzluk Özlemi’nin 1990 tarihli Uçtu Uçtu albümünde yer alan ve geçmişe atıf yapan Hiroşima ve Şili’ye Özgürlük şarkıları ve Kesmeşeker tarafından 1995 yılında yayınlanan Tut Beni Düşmeden albümünde yer verilen Mister Brown isimli çalışma bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak yukarıda belirtildiği gibi ABD karşıtı şarkılarda asıl yükseliş 2000’lerin başında yaşanmıştır. Sözü ve müziği Mor ve Ötesi üyelerine ait olan, çok sayıda Rock müzik şarkıcısı tarafından 2003 yılında seslendirilen Savaşa Hiç Gerek Yok bu açıklamanın ilk örneğidir. Bunun ardından 2004 yılında yine Mor ve Ötesi tarafından Dünya Yalan Söylüyor albümünde yayınlanan Cambaz ve Yardım Et de ABD karşıtı şarkılar içerisinde öne çıkan örneklerdir. Aynı yıl Bulutsuzluk Özlemi'nin Bağdat/Felluce isimli single albümü de bu kapsamda değerlendirilebilir. 2004 yılında konuyla ilgili son örnek Moğollar’ın Yürüdük Durmadan albümündeki Çölde Gökyüzü şarkısıdır. Öte yandan Duman’ın 2005 tarihli Seni Kendime Sakladım albümündeki Özgürlüğün Ülkesi isimli çalışması da ABD karşıtı şarkılar arasında yer alır. Rock müzikte savaş karşıtlığı konusunda artan ilgi 2003 yılında popüler Rock festivallerine alternatif bir oluşumu beraberinde getirmiş ve 2003-2009 yılları arasında BarışaRock Festivali düzenlenmiştir (Meriç, 2006: 344-346).

Sosyal haklar bağlamında bir inceleme yapıldığında 2000’lerde iki odağın varlığından söz etmek mümkündür. Bunlardan ilki yaşama hakkıdır. Bu dönemde yaşama hakkını konu edinmiş, sanatçılar ve gruplar tarafından seslendirilmiş 10 şarkı bulunmaktadır. Yaşama hakkıyla birlikte çalışma hakkı da incelenen dönemde müzik-sosyal hak ilişkisinin kurulabileceği bir başka alandır. İncelenen dönemde üçü Rashit, biri Moğollar ve biri de Peyk tarafından seslendirilen ve çalışma hakkına vurgu yapan beş şarkının olduğu görülmektedir.


2000’lerin başında yaşama hakkının ele alındığı ilk örnek geçmişte Politik Rock türünde eser vermemiş olan Teoman tarafından 2000 yılında yayınlanan 17 albümünde seslendirilen aynı adlı şarkıdır. Bu şarkıda Teoman, 12 Eylül 1980 Darbesinin ardından suçu işlediği iddia edilen dönemde henüz 18 yaşını doldurmamış olmasına karşın mahkeme tarafından yaşının büyütülmesinin ardından idam edilen Erdal Eren’i örtülü bir şekilde anlatır. Teoman, bu şarkıda Erdal Eren’in hikâyesini anlattığından bir belgeselde söz etmiş ve şu sözlere dikkat çekmiştir: “Oyundan kalkmak isterken, kâğıtlar dağıtılmış/Bu hava boşluğunda, artık her şey satılıkmış.” Teoman, 2006 tarihli Renkli Rüyalar Oteli albümünde yer alan İki Çocuk şarkısıyla aynı konuyu bu kez doğrudan işlemiş ve yalnız Erdal Eren’i değil, Eren tarafından öldürüldüğü iddia edilen er Zekeriya Önge’yi de konu edinmiştir. Teatral bir tarzla Önge’nin ölümüne ve Eren’in idamına dair TRT haberlerinin de seslendirdiği şarkı “Kalpte kurşun ilmek boynunda, iki çocuk ölüm karşısında/Hep çocuk kalacaklar, büyümeden bir tabutta” sözleriyle akılda kalır. Teoman, İki Çocuk’un yaptığı tek politik şarkı olduğu yönündeki yorumlara bu şarkının son derece apolitik olduğunu söyleyerek yanıt vermiştir.


1990’larda Issızlığın Ortasında ve Bişey Yapmalı gibi çalışmalarıyla yaşama hakkı ihlallerine dair güçlü çalışmalar yapan Moğollar, 2004 yılında yayınladığı Yürüdük Durmadan albümündeki Hortumcu Dayı şarkısıyla bu eğilimini sürdürmüştür. Hortumcu Dayı, daha çok 2000’lerin başında Türkiye’de çok sayıda örneğine rastlanan banka hortumlamalarına ve bunun toplumsal etkilerine odaklansa da bir bölümünde yer alan sözlerle Uğur Mumcu, Çetin Emeç ve Bahriye Üçok suikastlarına ve Sivas Katliamına da değinmektedir.
Yaşama hakkı bakımından 2000’li yılların en çarpıcı örneği ise 2008 yılında Aylin Aslım’ın Gulyabani adını taşıyan albümünde yer alan Güldünya’dır. Bu şarkıda 2002 yılında bir akrabası tarafından tecavüze uğrayıp hamile kalan Güldünya Tören’in hikâyesi anlatılır. Güldünya Tören tecavüze uğradıktan sonra ailesinin bağlı bulunduğu aşiret tarafından tecavüzcüsüne “kuma” olarak verilmek istenmiş ancak bunu reddetmiş bir kadındır. Bu olayın ardından Tören ağabeyleri tarafından yine “aşiret kararı” ile öldürülmüştür. Tören’in ölümünü 2005 yılındaki Gulyabani albümünde şarkılaştıran Aylin Aslım’ın bu eserindeki şu sözler dikkat çekicidir: “Kim farkında, kimin umurunda, yandı bir dünya/Bin bir yarayla, tek bir kurşunla, gitti Güldünya.”
Güldünya’nın ardından 2006 yılında töre cinayetleri sonucu gerçekleşen yaşama hakkı ihlallerini konu edinen bir şarkı daha yapılmıştır. Haluk Levent’in bu yıl yayınlanan Akşamüstü albümündeki Töre şarkısı herhangi bir örnekten yola çıkmaksızın bu sorunu ele almaktadır. Şarkıda yer alan “Yanına bir adam verdiler, bu senin kocandır dediler” sözleri ile kamuoyunda “çocuk gelinler” olarak bilinen hak ihlallerine dikkat çekilirken “Toplanmış babası amcası, öldürmenin daha yabancısı” sözlerinde ise tıpkı Güldünya Tören örneğinde olduğu gibi kadın cinayetleri konusunda aşiret yapılarının karar alıcılığına vurgu yapılmaktadır. Nihayet Haluk Levent’in şarkısı, “Eline bir silah verdiler, “Küçüksün, çıkarsın” dediler” sözleriyle de aşiret tarafından ölüm kararı verilen kadınların cinayetlerinin çoğunluğu 18 yaşın altında reşit olmayan erkek kardeşlere işletilmesini öne çıkarmaktadır.

2009 yılına gelindiğinde bu kez Redd tarafından yapılmış ve yaşama hakkı ihlallerini konu edinen yeni bir şarkı öne çıkar. Grubun 21 albümünde yayınlanan Özgürlük Sırtından Vurulmuş, 2007 yılında bir suikastla yaşama hakkı elinden alınan gazeteci Hrant Dink için yazılmış bir şarkıdır. Bu şarkıda Redd, “Siyahlar ve beyazlar, herkes için başka doğru var/Doğrudan vurulmuş bir adamım, oysa yanlışlarım var/Özgürlük sırtından vurulmuş, yerde yatıyordu” sözleriyle Dink’in ölümünden kısa bir süre önce yapılan, ölümünün ardından da yapılmaya devam eden tartışmalara ve Dink’in ölümünden sonra kamuoyuna yansıyan ünlü fotoğrafına vurgu yapmaktadır.
2000’lerde yaşanan yaşama hakkı ihlallerine vurgu yapan bir başka şarkı da Mor ve Ötesi’nin 2010 tarihli Masumiyetin Ziyan Olmaz albümündeki Festus şarkısıdır. Bu şarkıda 2007 yılında Beyoğlu’nda düzenlenen bir operasyon sırasında uyuşturucu ticareti yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan Nijeryalı Festus Okey’in emniyetteki şüpheli ölümü konu alınır. Mor ve Ötesi, Okey cinayetine şu sözlerle dikkat çekmiştir: “Kim miyim? Emniyette bir zenci/Yaşar mıyım? Şansım yüzde elli/Vurmaz mıyım kafamı duvarlara?”
2012 yılında da yine yaşama hakkını konu alan iki şarkı öne çıkar. Bunlardan ilki Ceylan Ertem'in Ütopyalar Güzeldir albümünde yer alan Cennetin Irmakları isimli çalışmadır. Şarkıda yer alan "Gözlerinde uykusuz masallar/Dizlerinde hâlâ kendi çocukluğunu sallar/Ah beyim yapma dur, bir kızım var benim/Aslında doğmadı henüz, ama kalbimi emer/Beyim dur biraz, nerde benim düş payım/Gönlüme geçmez liran/Biraz izin ver unutayım” sözleri, Türkiye'de kadınların toplumsal konumu, zorla evlendirilmesi, başlık parası ve çocuk gelinler meselelerini irdeler. Ceylan Ertem, bu şarkının sözlerinin Pop müzik dalında eserler veren Mabel Matiz'e ait oluşunun önemini, verdiği bir röportajda; "Bu konuda çok üzülüp dertlensem de, bu konuda internette ‘Cadı Avı’ diye bir program yapıyorum hatta, kadın olmakla ilgili bir şarkı yazamadım. Mabel bunu yazıp bana hediye etti. Çok şanslıyım, ne güzel bir şarkısını bana verdi" diyerek belirtmektedir.
2012 yılında yaşama hakkını konu alan ikinci şarkı ise Redd'in Hayat Kaçık Bir Uykudur isimli albümünde yer alan Telved Litak isimli çalışmadır. Bomba sesleri ile açılan şarkı "Sustu Ağustos böcekleri/Bir bombanın sesiyle/Kimin için patlarsa patlasın/Öldürmek ölmek gibi değildir/Her şeyi tersten yazarlar/Onlara dokunan yanar/ Bana da tersten bakıyor musun?" sözleri ile toplumsal talepleri sadece kendi açısından değerlendiren devleti eleştirirken, tersten okunan "Katil Devlet" sloganını vurgulayarak bitmektedir. Grup, internetteki bloglarında bu albümün çıktığı 2011 yılında yaşanan ve şarkıya kaynaklık eden toplumsal gelişmeleri “Van depremi. Fikir özgürlüğünün devlet baskısıyla yok edilmeye çalışılması. İktidarı beslerken muhalifleri sindirmeyi hedefleyen dezenformasyon mekanizmalarının çoğalması. Açılım vaadini takiben Kürtlere uygulanan baskıların artması. Alevîlerin ve Ermenilerin ötekileştirilmesi. Kadına şiddet. Eşcinsellerin aşağılanması, öğrencilerin cezalandırılması, umudun erozyona uğratılması.” şeklinde özetlemektedir.
Yakın dönemde Suriye'de yaşanan yaşam hakkı ihlalleri ve savaştan kaçan insanların deniz yoluyla başka ülkelere göç ederken maruz kaldıkları suistimaller, bu suistimaller sonucu ölümleri ve sığınmacıların durumunu ele alan yegâne şarkılardan biri olan Köleler ve Kilitler yaşama hakkını konu almasının yanında çalışma hakkına da kısaca değinen 2015 tarihli önemli bir Peyk şarkısıdır. Şarkının "Kilitler var, kapıları kapatır/Sınırlar var, insanları kuşatır/ Köleler var, kilitleri üretir, işte o kilit boğdu kaçakları/Çünkü kaptanlar korkar isyandan/Fırtınalardan bile fazla/Çocuklar sarıldı cani sulara" sözleri ülkesinden kaçmak için insan kaçakçılarına köle olan savaş mağdurlarının yanında, yaşamak için işverenlerin kölesi olmak zorunda bırakılan ve dolayısıyla kendi üretimlerine ve örgütlenmeye yabancılaştırılan emekçilere de atıf yapmaktadır. Gemi metaforuyla insanlığın batışını da vurgulayan çalışma; "Bir gemi batıyor, cani sulara/Alçak kaptan sırra kadem o anda/Keşke anlattıklarım yalan olsa/İnsanın insana ettiğine bak" sözleriyle çarpıcı bir şekilde biterek üç yaşındaki Aylan Kurdi'nin sahilde yüzükoyun yatan cesedini gözler önüne getirir. 


Daha önce de belirtildiği gibi 2000’li yıllarda Türkçe Rock müzikte yaşama hakkının ardından öne çıkan ikinci vurgu çalışma hakkı üzerinedir. Rashit, Rock müzik grupları içerisinde 2000’li yıllar boyunca çalışma hakkına dair çalışmalar yapan örneklerin başında gelir. Grubun bu kapsamda değerlendirilebilecek ilk örneği 2003 yılındaki Adam Olmak İstemiyorum albümünde yer alan 2001 Yazı isimli şarkıdır. Bu şarkıda Rashit, 2001 Krizinin ardından ülkede yaşanan gelişmeleri eleştirel bir tarzda yorumlamıştır. Şarkı, “2001 yazı tam bir kargaşa//İnsanlar sürüklenir ölümcül bir çıkmaza/Gelecek hiç bu kadar belirsiz olmadı/Bugünü zor atlatırken düşünemem yarını” sözleriyle bugün geniş tartışmalara konu olan güvencesizleştirmenin yaygınlaştırılmasına dikkat çekmiştir. 2001 Yazı’nda çalışma hakkına dair izleri ise şu sözlerde bulmak mümkündür: “2001 yazı ekonomi bitmiş durumda/Başıboş işsizlik had safhada/Tam bir yukarı bir aşağı/Dolanıyoruz yine aynı sokakları.”


Adam Olmak İstemiyorum albümünde yer alan bir başka Rashit şarkısı Küreselleşme Dehşeti de yine çalışma hakkına vurgu yapar. Küreselleşme Dehşeti, Politik Rock bakımından çok boyutlu olarak değerlendirilebilecek bir eserdir. Bu örnekte uluslararası silah tekellerinden çokuluslu işletmelere, ekolojik felaketlerden küreselleşme karşıtı eylemlere çok geniş bir eleştirel tavır takınılmıştır. Bunların yanında çalışma hakkı da şarkıda ele alınan bir diğer konudur. “Üçüncü dünya kaynakları kullanılmalı/Yok pahasına çalıştırmalı fakirleri” ve “Günde 1-2 dolardan işin hazırdır fabrikada/Eğer kolunu kaptırmazsan oturursun kapitalizmin çarkında/Mutlusun yaşarsan bir gün daha” sözleri, küresel kapitalizmde “üçüncü dünya” olarak adlandırılan ülkelerde çalışan emekçilerin koşullarını anlatması bakımından dikkate değerdir.
Rashit’in 2006 tarihli Herşeyin Bir Bedeli Var albümündeki Potlatch isimli şarkı kapitalizm koşullarında çalışma-tüketim ilişkilerine odaklanmıştır. Bu şarkıda Rashit, 2001 Yazı şarkısında bahsi geçen, kriz nedeniyle işsiz kalan kentli, beyaz yakalı emekçinin 2006 yılındaki durumunu anlatır. Beyaz yakalılar arasında günümüzde daha da yaygınlaşmış olan; tüketimin toplumsal konum üzerindeki belirleyici etkisi ve tüketim aracılığıyla emekçilerin sınıf atlanabileceği düşüncesi Rashit tarafından şu sözlerle somutlaştırılmıştır: “Yaşam şartlarını düzeltmek istiyorsun/Yüksek standartlarda bir hayat istiyorsun/Sınıf atlamak ve yükselmek istiyorsun/Koca bir sıfır olmaktan korkuyorsun/Kaldırımlar senin gibilerle dolu.”
Moğollar’ın 2008 yılında yayınlanan Umut Yolunu Bulur albümünde yayınlanan Haydarpaşa Merdivenleri isimli şarkı, sözleri çok eskiden yazılmış ancak güncelliğini hiç kaybetmemiş bir çalışma hakkı örneğidir. Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabının birinci bölümünün başındaki dizelerden uyarlanarak bestelenen bu şarkıda Galip Usta adlı bir emekçinin çocukluğu, babasının dükkânındaki çıraklığı ve ardından işçiliğe evrilme süreci anlatılır. “Babamın bıçakçı dükkânından akşam ezanından önce çıksam diye düşündü 11 yaşında” sözleriyle Galip’in çocukluğundan ve çıraklığından söz edilir. “Babam neden kapattı dükkânını ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına, diye düşündü 16 yaşında” dizelerinde ise Galip’in çıraklıktan işçiliğe geçişi ele alınır. “İşsiz kalırsam diye düşündü 22 yaşında” dizelerini yalnızca yaşın değiştiği benzer dizeler takip eder ve şarkı şu sözlerle sona erer “Ve zaman zaman işsiz kalarak, işsiz kalırsam diye düşündü 50 yaşına kadar, şimdi 51 yaşında; işsiz…”
Peyk'in 2014 tarihli Teslim Olma albümünde yer alan Göçük isimli eser, Türkiye'de çalışma hakkı ihlallerinin ve iş cinayetlerinin yakın tarihli ve en çarpıcı örneklerinden biri olan 13 Mayıs 2014 tarihli, 301 madencinin ölümüyle sonuçlan Soma Faciasını konu etmektedir. Bu olay cumhuriyet tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçmiştir. Şarkı, "İş değildi üç kuruşa/Kaderi buydu/Oğul biraz kaytargandı/Güç tuttu sapı/Aklı başka yerlerdeydi/Ters yeri kazdı/Toprak attı el enseyi/Gömdü adamı/Oğlu da kaçamadı/Yüzünü tuttu/Göçük indi kanallara/Hepsini yuttu/Haber indi o haneye/Yıkılayazdı/Ana gözün yaşın döktü/Ağıta kardı/Gardaşları gömdü tekrar/Ağıtı kaldı" sözleriyle, çalışma hakkının devlet ve sermaye işbirliği ile ihlali kısır döngüsüne mahkûm edilmiş Soma halkının acılarını gözler önüne serer.

SONUÇ YERİNE
Rock, 1950’lerin başında ortaya çıkmış, 50 yılı aşkın geçmişi olan bir müzik türüdür. Geride bıraktığımız bu süreçte, başlangıç dönemindeki eğilimler bir kenara bırakıldığında, Rock müziğin çoğunlukla ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelere göre şekillenmiş, bu gelişmelerin neden olduğu sorunları kendisine konu edinmiş bir müzik türü olduğu söylenebilir. Bu anlamda Rock, sosyal haklarla ve bu hakların ihlalleriyle ilişkili ürünler verilen bir yapıya sahiptir. 1980’li yıllarda baş gösteren kimliksizleştirme ve bireyselleşme yönündeki eğilimlerin varlığına karşın dünyada ve Türkiye’de görülen örnekler Rock müziğin bu yapısını somutlaştırmaktadır. Üzerinde durulması gerektiği düşünülen bir konu da son yıllarda Rock müzik kategorisinde anılan bazı müzik üreticilerinin 1980'li yıllarda başlayan kimliksizleşme olgusuyla benzerlik gösteren bir yaklaşım içinde olmalarıdır. Arabesk Rock olarak adlandırılan bu yaklaşımın, 1980'li yıllardan sonra arabesk müziğin geçirdiği dönüşüme paralel olarak kitleselleşebilme gayreti içinde Rock müzik enstrüman ve tınılarını kullanarak zamanın ruhuna uygun eylem tarzını benimseyen bir pragmatizm örneği sergilediklerini söylemek mümkündür. Bu noktada kastedilenin müzikte bir arayış içinde olan ve bu sebeple etnik müzik öğelerine de yönelen sanatsal yaklaşım türünden ziyade, arabesk öğeleri ticari kaygılarla kullanmak zorunda bırakılan ya da tercih eden yaklaşım türü olduğu belirtilmelidir. Adorno'nun tanımıyla kültür endüstrisi (2008: 109); bildik şeyleri yeni bir nitelikte birleştirerek, tüm dallarda kitleler tarafından tüketilmeye uygun olan ve bu tüketimi büyük ölçüde belirleyen ürünlerin, önceden az çok planlı bir biçimde üretildiği, adeta boşluk bırakmayan bir sistemdir. Adorno'dan yola çıkarak, Arabesk Rock olarak ifade edilen bu türde ortaya konulan çalışmaların, kültür endüstrisi bağlamında hitap ettiği kitleyi, bir anlamda müşterilerini, özneden ziyade nesne olarak algılayan hesaplanmış bir samimiyetsizlikle, kendi türünü var edebilmek adına kitleleri uyarlamaya devam eden ısrarcı bir çaba içinde olduğu açıkça ortadadır. Gelecekte anılması mümkün görülmeyen bu çalışmalardan Rock müziğin özüne uygun olarak eleştirel bir yaklaşım sergilemelerini beklemek ise abesle iştigaldir.
Türkiye’de Rock, özellikle 1960’ların başında gelişen Anadolu Pop akımının da etkisiyle 1960-1980 döneminde politik sorunları kendisine konu edinen, bu çerçevede çalışma hakkı başta olmak üzere sosyal hakları farklı boyutlarıyla ele alan bir müzik türü olmuştur.
1980’li yıllara gelindiğinde ekonomi politikalarında yaşanan dönüşümün ve 12 Eylül 1980 Darbesinin etkisiyle kimliksizleştirme ve bireyselleşme eğilimlerinin etkisi Türkiye’de de görülmüşse de 1990’ların başından itibaren Türkiye’de Rock müzikte politik vurgular ve sosyal hakların konu edinilmesi yeniden güçlenmiştir. 


1990’lı yıllar Rock müzikte çalışma hakkına dair vurgunun öne çıktığı, özellikle üretim ilişkilerine ve bunun sonuçlarına dikkat çekildiği bir dönemi işaret eder. Bunun yanında anılan dönemde 1980’den günümüze kadar geçen süreç incelendiğinde barınma, sağlık ve örgütlenme haklarını ele alan çalışmalara da rastlanmıştır. Bunların yanında 1990’lı yıllar, özellikle Moğollar örneğinde yaşama hakkı ihlallerine de önem verildiği bir dönemi ifade eder.
1990’lardan farklı olarak 2000’li yıllarda Rock müzikte asıl gündem yaşama hakkı ihlalleri etrafında somutlaşmıştır. Bu dönemde ayrıca 1990’ların aksine yalnızca kamuoyunca bilinen isimlerin yaşama hakkı ihlalleri değil, isimleri ancak ölümlerinden sonra duyulmuş Güldünya Tören, Festus Okey gibi örneklerin de şarkıları yapılmıştır. 2000’li yıllar ayrıca, Rashit örneğinde görüleceği gibi, çalışma hakkının dönemin değişen koşullarına göre ele alındığı bir süreçtir. 1990’larda üretim ilişkilerini konu edinen şarkıların yerini 2000’lerde kaygı, güvencesizlik ve belirsizlik gibi sorunlara dikkat çeken yeni örnekler almıştır. Bu durumun neoliberal ekonomi politikalarının yaygınlaşmasının yanında teknolojik gelişmelerin bir sonucu olduğu da düşünülebilir. 2000'li yıllara yaklaşılırken bireyin toplumdan izolasyonunun üst seviyelere ulaşmasıyla, doğrudan sosyal haklara değinmemekle birlikte bireysel yalnızlık ve mutsuzluk temaları üzerinde duran pek çok Rock müzik şarkısı yapılmıştır. Belirtilen durumun özellikle 2000'li yıllardan sonra yükselme eğiliminde olması, Post-rock öğelerinin baskın olduğu yeni nesil Türkçe sözlü eserlerin artması ve ilgi görmesi de ayrıca dikkat çekicidir. Ancak bulunduğumuz noktadan dezavantaj gibi algılanabilecek bu durumun ilerleyen yıllarda bir avantaja dönüşmesinin mümkün olduğu da belirtilmelidir. Bunun yanında çalışmada, incelenen dönemde sosyal haklara değinen eserler vermiş bazı sanatçı ya da grupların gözden kaçmış olması elbette muhtemeldir. Bu bağlamda yazarları tarafından bir ön analiz olarak nitelendirilebilecek bu çalışmanın, önümüzdeki dönemde daha da genişletilmek ve güncellenmek istendiği de belirtilmelidir.


KAYNAKÇA
Adorno, Theodor Wiesengrund (2008) Kültür Endüstrisi-Kültür Yönetimi, İstanbul: İletişim Yayınları. (çev. Nihat Ülner, Mustafa Tüzel ve Elçin Gen).
Attali, Jacques (2005) Gürültüden Müziğe, Müziğin Ekonomi-Politiği Üzerine, İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (çev. Gülüş Türkmen Gülcügil).
Bottomore, Tom (2006) “Kırk Yıl Sonra Yurttaşlık ve Toplumsal Sınıflar”, Yurttaşlık ve Toplumsal Sınıflar, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Canbazoğlu, Cumhur (2009) Kentin Türküsü: Anadolu Pop Rock, İstanbul: Pan Yayıncılık.
Dilmener, Naim (2014) Bak Bir Varmış Bir Yokmuş-Hafif Türk Pop Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları.
Gorz, André (2007) İktisadi Aklın Eleştirisi, İstanbul: Ayrıntı Yayınları (çev. Işık Ergüden).
Göktürk, Yücel (2008) “Moğollar: Muddy Waters ile Hatayi”, Roll Dergisi, Nisan.
Hicks, Alexander ve Esping-Andersen G. (2010) “Refah Devleti ve Kamu Politikası Üzerine Karşılaştırmalı ve Tarihsel Çalışmalar (çev. Ceren Kuşçuoğlu), T. Janoski, R. Alford, A. Hicks ve M.A. Schwartz (der.) Siyaset Sosyolojisi, Ankara: Phoenix Yayınevi.
Hobson, Barbara (2010) “Siyaset Sosyolojisinde Feminist Kuramlaştırma ve Feminizmler” (çev. Elçin Deniz Ela), T. Janoski, R. Alford, A. Hicks ve M.A. Schwartz (der.) Siyaset Sosyolojisi, Ankara: Phoenix Yayınevi.
Kagarlitski, Boris (2006) Orta Sınıfın İsyanı, Ankara: Phoenix Yayınları (çev. Berna Akkıyal).
MacGregor, Susan (2008) “Refah Devleti ve Neoliberalizm”, Alfredo Saad-Filho ve Deborah Johnston (der.), Neoliberalizm Muhalif Bir Seçki, İstanbul: Yordam Kitap.
Marshall, Thomas Humphrey (2006) “Yurttaşlık ve Toplumsal Sınıflar”, Yurttaşlık ve Toplumsal Sınıflar, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
MacGregor, Susan (2008) “Refah Devleti ve Neoliberalizm”, Alfredo Saad-Filho ve Deborah Johnston (der.), Neoliberalizm Muhalif Bir Seçki, İstanbul: Yordam Kitap.
Méda, Dominique (2012) Emek Kaybolma Yolunda Bir Değer Mi?, İstanbul: İletişim Yayınları (çev. Işık Ergüden).
Meriç, Murat (2006) Pop Dedik: Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği, İstanbul: İletişim Yayınları.
Meriç, Murat (2016) 100 Şarkıda Memleket Tarihi, İstanbul: Ağaçkakan Yayınları.
Özbek, Meral (2013) Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, İstanbul: İletişim Yayınları.
Özkazanç, Alev (2009) “Toplumsal Vatandaşlık ve Neo-liberalizm Sorunu”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 64 (4).

24 Kasım 2016 19:31