ÇEKİRDEK CARİ DENGE FAZLASI NEYİ İŞARET EDİYOR?

Ekonomi özünde insan davranışıdır. Bir ekonomideki çeşitli piyasalarda üreten- tüketen, alım-satım yapan insanların davranışlarının hepsi ekonomiyi oluşturur. Tüketicinin davranışları, finansal piyasalardaki karar alıcılar, siyasetçiler, emekliler hepimiz, az veya çok ekonominin birer parçasıyız.

17

Dolayısıyla geçmiş davranışlarımız, bugünü tahlil etmemize, anlamamıza yardımcı olabilir. Dünya ve Türkiye’nin şartları ve insan davranışlarının değişkenliği nedeniyle geçmişte yaşananların aynen bugün de yaşanacağını söyleyemeyiz. Bununla beraber, tarih ve ekonomi bilgisi geçmişten dersler çıkarmamıza yardımcı olabilir.

2001 Krizinde yaşadığımız bir ekonomik olayı, yukarıdaki bakış açısıyla ele alarak, bugünle karşılaştırmak gerektiğini düşünüyorum.

Aşağıdaki grafiği, değerli genç bir ekonomist, Okan Ertem hazırladı.

Grafik: 1996-2019 arası dönemde çekirdek cari denge / GSYH (%)

Grafik 1996-2019 arasında, “çekirdek cari açığın” milli gelire oranını gösteriyor.

Önce “çekirdek cari denge” tanımını açayım. Bu tanım, altın ve enerji dış ticaretini çıkardıktan sonraki dış ticaret dengesini esas alan bir cari açık hesaplaması. Bundan amaç, imalat sanayi ve tüketim için gereken ithalat ile iç üretimle yapılan ihracatı karşılaştırmak. Böylelikle, zorunlu olarak yapılan enerji ithalatı ve gerekliliği tartışılmakla beraber üretime hiç katkısı olmayan altın dış ticaretini hesaplamaların dışına çıkarılmış oluyor.

Sanayinin, aramalı ve yatırım malı olarak dışa bağımlı yapısını biliyoruz. İhracat yapabilmek için ithalat yapmak zorunda olan üretim yapısı var. Bu yapı, ekonomide enflasyon, kur, faiz gibi birçok sonucun ortaya çıkmasının ana nedeni.

Oysa bazı piyasa yorumcuları “çekirdek cari denge” azaldıkça seviniyorlar. Hatta bazıları “Enerji ve altın hariç cari fazlamız var. Doğal kaynağımız olmadığı için cari açık vermek zorundayız.” diyorlar.

Bu söylemin arkasındaki mantık sanırım şu: cari açık azaldıkça döviz ihtiyacı da azalacak. Ancak yazılarımı takip edenler bunun doğru olmadığını biliyorlar. Dış ticaret açığı kadar, dış borç geri ödemeleri ve sıcak paracı portföy yatırımcılarının gelirlerini dışarıya transfer etmeleri için de döviz lazım.

Konumuza dönelim. Grafiğe bir daha bakalım. Altın ve enerji hariç cari açığın milli gelire oranı, dönem içindeki iki yılda çok yüksek: 2001 ve 2019.İlki, bu ülkenin gördüğü en derin krizlerden birinin yaşandığı yıl. O yıl “çekirdek cari denge / milli gelir oranı” %6,3 ile zirve yapmış. Ekonominin küçülme oranı da %5,7.

Bu gelişme doğal. Çünkü krizlerde kur patlıyor. Şok kur artışı ithalatı pahalılaştırırken ihracatı ve turizmi ucuzlatıyor. Bir de tüketici talebi negatif olunca, sanayi üretimi düşüyor ve ithalat azalıyor. Ekonominin küçülüyor.

1996’dan bu yana ikinci yüksek oran bu yıl gözleniyor. Temmuz ayı itibariyle yıllıklandırılmıştır haliyle “çekirdek cari denge / milli gelir oranı” %5,25 olmuş. İthalat azalmış. İhracat ve turizm gelirleri de olumlu.

Ancak bu duruma ne kadar sevinmeliyiz?

Sanayinin üretim yapısı değişmiş olsaydı, ithalata bağımlılığı azalsaydı çok olumlu bir gelişme diyebilirdik. Ama şimdi ekonominin arz yönünde de bir sorunla karşı karşıya kaldığını söylersek yanlış olmaz. Üretim düşüyor. Yanı sıra dünyadaki ticaret savaşları ve durgunluk beklentisi ihracatı olumsuz etkiliyor.

Dolayısıyla satışlarda azalıyor. Konut, otomotiv, beyaz eşya vb. sektörlerden gelen haberleri izliyorsunuzdur. Şirketlerin gelirleri düşüyor.

Ekonomide en borçlu kesim hangisiydi? Şirketler. O zaman gelirleri artmadığına göre borçlarını nasıl ödeyecekler?

Erkenden sevinmek yerine, geçmişten ders alarak, doğru kararlar almanın zamanı geldi de geçiyor bile.