DOĞU AKDENİZ’DE NELER OLUYOR?

86

Üyesi olduğum 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu ile Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu (KÜDENFOR)ve Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin’de“Doğu Akdeniz ve Türkiye II” çalıştayı düzenledi.

Çalıştay’ın amacı, Doğu Akdeniz’de son dönemde enerji alanında yaşananları ve Türkiye’ye etkilerini tartışmaktı.

Gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için öncelikle dünyada enerjide yaşanan gelişmelere bakmakta yarar var. Alanındaki önemli raporlardan olan “BP Energy Outlook 2019”sayısında dikkat çeken tespitlerle başlayayım.

Bunlardanbirisi2040 yılı itibariyle dünya enerji talebinin yaklaşık üçte birinin Çin, Hindistan ve Asya’dan geleceği. Anlaşılan o ki; artık Orta Doğu’da ve Rusya’da bulunan birincil enerji kaynaklarını Avrupa’dan çok doğuya ulaştırmak gerekecek. Bu durum, önümüzdeki dönemin jeopolitiğini değiştirecek bir öngörü. Türkiye’de bundan oldukça etkilenecektir.
Diğeri, enerji üretim sektörünün birincil enerji kaynaklarının yüzde 75 kadarını kullanacağı ve bunun doğal sonucu olarak ulaştırmanın payının azalacağı. Ulaştırmada elektrikli araçların kullanımının hızla artması sonucunda, petrolün kullanımı azalması doğaldır. Bunun sonucunda petrol ve doğal gaz en çok elektrik üretiminde kullanılacaktır.

Üçüncübelki de en önemli öngörü, gelecekte enerjinin yüzde 85’inin yenilenebilir kaynaklardan ve doğal gazdan üretileceği. Bu öngörü hem Türkiye’nin hem de dünyada bilinen birincil kaynakların büyük çoğunluğuna sahip olan yakın komşularımızın hayatını değiştirecektir.

Küresel ısınma, kutuplarda yaşanan çevre felaketi, iklimde görülen değişimler hepimizin yakından gözlemlediği gerçekler. Bildiğiniz gibi bunun nedeni petrol kullanımından kaynaklanan aşırı karbon salınımı. Çevre kirliliğinin geldiği boyutun dünyamızın geleceğini tehlikeye soktuğu artık ortak kabul görmeye başladı. Eğer BP gibi petrol üreticisi ve dağıtıcısı olan bir uluslararası dev bu konuya raporunda yer veriyorsa, bizler daha çok önem vermemiz gerekir.

Konu Türkiye için de önemli. Eğer yenilebilir enerji ve doğal gazın enerji üretiminde payı artacaksa, enerjide kaynak fukarası olan Türkiye, bu alanda geleceğini nasıl şekillendireceğine ivedilikle karar vermek zorundadır.

Yanı sıra kamunun yönlendirici ve denetleyici rolü, bir kez daha ayrıntısıyla ele alınmalıdır. Kamunun enerji sektöründe nasıl bir rol alacağına, bu rolün olmazsa olmazlarına, açık ve net bir şekilde karar vermelidir. Başta yatırımların finansmanı ve fiyatlama mekanizmaları olmak üzere sektörün geleceği ortak akılla yeniden düzenlenmelidir.

Böylelikle yatırım yapmak isteyenlerden tüketicilere kadar hepimiz, sorunları ve çözüm seçeneklerini birlikte çoğaltıp ülkemize, torunlarımıza en yararlı olacak olana birlikte karar verebilmeliyiz.

Eğer doğal gazın önemi bu kadar artacaksa o zaman içinde yaşadığımız bölgeye biraz daha faklı bakmamız gerekecek.

Dünya doğal gaz rezervlerinde ilk üçe giren ülkelerden biri kuzey komşumuz Rusya. Diğer ikisi de bölge komşumuz: İran ve Katar. Biri sınırdaşımız diğeri yakın ilişkimiz olduğu söylenen bir ülke.

Orta Doğudaki iki ülke, ürettikleri doğal gazı, şimdilik en zengin ve en büyük pazara, Avrupa’ya taşımak zorundalar. Bunun deniz taşımacılığıyla yapılması pahalı bir seçenek. Boru hatları için en uygun geçiş güzergâhlarından birisi Türkiye.

Şimdi yanı başımızda yeni bir kaynak daha ortaya çıktı: Levant bölgesi. Rezervin büyüklüğü uzmanlarca tartışılıyor. Ancak rezervin bölge ülkelerinin ihtiyaçlarından fazla olduğu genel kabul görüyor. Bu durumda çıkarılacak doğal gazın yine en yakın büyük pazar olan Avrupa’ya satılması söz konusu.

Bununla beraber, buradaki jeopolitik sorunların varlığını biliyoruz. Rezervin keşfinden bu yana tam bir siyasi ve diplomatik üçkâğıtlar dizi izliyoruz. İzliklerimiz, duyduklarımız eski Brezilya dizilerini geçti. Kimin eli kimin cebinde anlamak mümkün değil. Ama biliyoruz ki burası Orta doğu ve konu enerji. Yani gelişmelere şaşırmamak gerek.

Amaç çok net: Türkiye ve K. Kıbrıs, bölgedeki haklarından mahrum bırakılmaya çalışılıyor.
Yaşananların sadece bizim dışımızdaki oyuncuların yanlışlarının sonucu olduğunu söylemek, resmin genelini net olarak görmemizi engeller. Konunun gelişiminde art niyetler kadar yanlış politika tercihlerinin de etkisi var.

Konuyu daha iyi anlayabilmek için geçen ocak ayında kurulan, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nunyapısına bakmakta yarar var. Bölgenin enerji geleceğini belirleyecek bu yapıda; Mısır, G. Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdünve çok ilginçtir Filistin otoritesi var. Türkiye, Suriye ve Lübnan yok.

Neden?
Efendim Türkiye’nin İsrail, Mısır, G. Kıbrıs ve Yunanistan ile ilişkileri iyi değilmiş. Olabilir. Ancak dış ilişkiler anlık, kısa zamanlı değildir. Bu bağlamda bugün için sorunlu gibi görülen alanlarda yarın bir çözüm bulanamayacağına inanarak hareket etmek hem siyasi etiğe hem de diplomatik teamüllere sığmaz.

Peki, Suriye neden dışarıda tutulmuş? İç savaş varmış. Bu savaş sonsuza kadar mı sürecek? Suriye’de toprak bütünlüğü içinde bir çözüm bulunmayacak mı?

Bununla beraber, ne tür yapılar kurulursa kurulsun. Yukarıda da değindim. Gerek İran ve Katar gerekse Levant gazının zengin, sanayileşmiş batı pazarlarına ulaşması lazım. Boru hattı seçeneğinin Girit adasından geçiş gibi pahalı ve Türkiye üzerinden olanı gibi ucuz olanı var.

Türkiye burada önemli bir karar vermek durumundadır. Levant alanı ve çıkarılacak gazın iletimi konusunda Münhasır Ekonomik Alan ve kıta sahanlığıarasındaki seçimini ivedilikle yapmasının büyük yararı var.

Ancak gelişimlerin bundan sonrasını daha iyi yönetebilmek ve Mersin, Adana, İskenderun, K. Maraş, Gaziantep hattının geleceğinidaha iyi düzenleyebilmek için yapılması gerekenler var.

Öncelikle geleceği her konuda olduğu gibi, karar alıcıların siyasi iradeleri belirleyecektir. Bu konuda çeşitli nedenlerle geciken kararlı adımların öncelikle hayata geçirilmesi artık büyük önem kazanmıştır.

Daha kararlı duruşun ilk gösterileceği alan dış politika olmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize miras bıraktığı “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini şiar edinen bir dış politikamız olması lazım.Bölgedeki komşularımız ile aramızdaki sorunları “barış” esaslı çözebilmek çabası içinde olmalıyız. Diplomatik ilişkilerimiz bu esasta olmalı.

Bu ilke ne olursa olsun “barış” anlamına gelmiyor.Eğer Türkiye’nin çıkarlarına bir saldırı varsa, yani barışı bozmak isteyenler sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünüp, ülkemizin varlığını ve çıkarlarını dikkate almıyorlarsa onlara tarihe bakmalarını önermemiz yeterli. Mustafa Kemal’in önderliğinde 20 Yüzyılda emperyalizme karşı çıkmış ve haklı ulusal kurtuluş savaşını vermiş yegâne ulus olduğumuzu kimsenin unutmaması gerekir.
Yanı sıra uluslararası hukuktan doğan tüm haklarımızı sonuna kadar kullanarak Doğu Akdeniz’deki arama ve sondaj faaliyetlerine hız vermemiz gerekiyor. Bunun için gerekli teknik malzeme ve yetişmiş personel donanımı eksiklikleri ivedilikle giderilmelidir.
Ardından bölgedeki yapılanmalar ve ittifakları dikkate alarak yeni kurumsal yapılanmaları gündeme getirecek girişimler içinde olmalıyız. Eğer çıkarlarımıza uygunsa var olanlarına üye olmayı da düşünmeliyiz.

Amaç bölgede bir enerji ve üretim üssü olmak ise kamu ve diğer diğer karar alıcıların bir araya gelerek yeni yasal ve idari alt yapı gereksinimlerini araştırmalı, tartışmalı ve uygun olanları hayata geçirmeleri gerekir. Yukarıda değindiğim kamunun yeni rolü üzerinde mutlaka düşünmemiz gerekiyor. Kamudaki enerji yapılanmasının olası zafiyetlerini en aza indirecek çabayı göstermekte büyük yarar var.

Üretim deyince aklıma ilk gelen ihracat odaklı sanayileşmedir. Bu söylendiği kadar kolay olamayan bir seçenektir. Ancak siyasi tercihlerin değişmesi, sanayileşmenin ön alması durumunda işler hızlanabilir.

Bu amaca yönelik teşvik sistemi, üretimi esas alan yasal ve adli yapı ile eğitim sitemi ivedilikle hayata geçirilmemizse başarı şansı çok azdır.

Görüldüğü gibi bunlar yazılması kolay olan ancak hayata geçirilmesi bir o kadar zor işlerdir. Bu topraklarda kısa vadeli çıkarlar her zaman olmasa da çoğunlukla uzun vadeli öncekilerin önüne geçmektedir. Özellikle son yıllarda yerleşen bir davranış kalıbının sonucu olarak büyük çoğunluğumuz, anlık çıkarlarımızı her şeyin önüne koymayı marifet saymaya başladık.

İşe bu davranış kalıbımızı değiştirmekle başlayabiliriz. Ülke sevgimiz ve torunlarımızın geleceği düşüncesi bize bu değişimi kavramakta ve hayata geçirmekte ışık olacak, yol gösterecektir.