DOLARIN TAHTI SALLANIRKEN FED’İN FAİZ ÇELİŞKİSİ

Modern ekonomi tarihini üç ana döneme ayırmak yanlış olmaz.

25

İlki sanayi devrimi ile 1929 Büyük Buhranarasındaki dönemdir. Bu yıllar İngiltere’nin dünyanın ağası olduğu döneme karşılık gelir. Dünyanın rezerv parası sterlindir. Katı bir altına bağlı para sistemi ve kambiyo rejimi uygulanmaktadır. Dünya jandarmalığı görevi de İngiliz donamasındadır.

Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı sonrasında ağalık el değiştirir. ABD ve dolar, tahtın yeni sahibidir. Dolar altına, diğer paralar dolara bağlı bir Bretton Woods sistemi vardır. Kambiyo rejimi yine katı yasakçıdır. Jandarmalık görevini NATO üstlenmiştir.

1960’larda ABD-Vietnam ve Arap- İsrail savaşları dünya dengelerini yerinden oynatır.1973’te petrol krizi patlak verir. Doların altına bağlılığı biter. Kaydi para dönemi başlar (Para basmanın kuralları gevşetilir). Dünyada likidite bollaşır.

Özelikle 1990’ların başında Sovyetlerin yıkılmasından sonra, “Bas bas paraları Leylaya, bi daha mı gelece dünyaya” dönemi başlar. Kambiyo rejimleri serbestleştirilir. Sıcak paranın sınırları aşmasının önünde engel kalmaz.

Başta ABD Merkez Bankası, FED olmak üzere, İngiliz Merkez Bankası Bank of England (BoE), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japon Merkez Bankası (BoJ) para basma yarışını başlatırlar. Özellikle 2009 Küresel Krizi sonrasında bu dört büyük merkez bankalarının bilançoları hızla şişmeye başlar.

Buralardan ucuz kaynak alan finansal sistem, devletlere, şirketlere ve hanelere bol bol kredi vermeye devam eder. 

Daha fazla kredi verebilmek için, bilanço dışıtürev ürünler devreye girer. Bunların itibari değeri (notional amounts) geçen yılın haziran ayı itibariyle 544 trilyon dolara ulaşmıştır. Toplamın 91 trilyonluk bölümü döviz işlemleridir. 437 trilyon dolarlık en büyük kısmı ise faiz kontratlarıdır. Kalanı hisse senedi kontratıdır.

Devasa türev işlemlerinin yüzde 70’e yakını dolar ve Euro ile işlem gören enstrümanlardır.

Buraya bir not koyalım.

Devam edelim.

Dünya Bankası’nın tahminine göre, bu yıl ABD milli geliri 21 trilyon dolar kadar olacak. ABD Hazinesi’nin borcu ise 22 trilyon dolar (Milli gelirin %105).ABD Bütçe Ofisinin tahminlerine göre, ABD Hazine’si bu yıl 591 milyar dolar faiz ödemesi yapacakmış. (2014 yılında ABD Hazinesi’nin toplam borcu 483 milyar dolarmış). Daha önemlisi, 2020 yılında faiz ödemesinin 700 milyar ila 1,2 trilyon dolar arasında olması bekleniyormuş. Bütçe açığını siz tahmin edin.

ABD ile ilgili bir veri daha vereyim. Forbes dergisi, ABD ekonomisinde fonlanamayan yükümlülüklerin toplamını 210 trilyon dolar olarak tahmin ediyor.Bunların büyük çoğunluğu sosyal güvenlik siteminin açıkları.

Son olarak Avrupa’dan iki veri vereyim.

Alman devi Deustche bank zor günler yaşıyor. Financial Times’a göre 288 milyar Euroluk kötü kredileri var. 49 trilyon Euro’da türev ürünü bulunuyor. Yanı sıra İtalyan ekonomisinin 350 milyar Euro kadar batık kredi sorunu taşıdığı uzun zamandır konuşuluyor. Türev ürünlerin çoğu ABD’li bankalarla yapılmış.

Avrupa’da sorunlar ivedilikle çözülmezse riskler Amerika’ya da sıçrayacak. Orada bütçe tıkalı, yeni borçlanma için yeri yok. Çözüm yine FED’in parasal genişlemesine kalacak gibi.

Demem o ki, şartlar FED’in faiz yükseltmesine engel.En azından devasa faiz swap piyasası etkilenecek. Zararlar artacak. Zaten sıkıntıda olan finansal kuruluşlar daha da zora girmeye başlayacak.

Öte yandan, faiz düşürse, bir yandan ticaret savaşları, diğer yandan düşük faiz, doların dünyanın rezerv parası olmasını tehlikeye sokacak. Hatta belki de bitirecek.

O zaman dünya yeni bir finansal düzene geçecek (mi?).

Ne zaman? Ve nasıl; yumuşak mı, sert mi?