DÜNYADA DA BORÇ SORUNU BÜYÜYOR

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) dünya borç verilerini her üç ayda bir yayınlar. En son rakamlar 2019’un ilk çeyreğine ait.

17

Geçen yılın sonundan sonra, Trump’ın söylemlerine direnemeyen FED ’in faiz düşüreceği beklentisi, borçlanmanın kolaylaşmasına ve artmasına yol açmış. Bu yılın ilk üç ayında dünyada borçlar, 3 trilyon $ artarak, 246 trilyon $’a ulaşmış. Bu rakam dünya hasılasının %246,5’uğuna karşılık geliyor.

Toplam borcun 70 trilyon $’lık bölümü dünyanın finansal ağasına, ABD’ye ait. Parayı yönetenler önce kendi piyasalarını borçlandırmışlar sonra bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere (emerging markets) yönelmişler.

Biraz daha detay vereyim. 1996Ç1 ile 2019 Ç1 arası 13 yıldaki değişimlere bakalım.

Gelişmiş ekonomilerdeki borç stoku 118 trilyon $ artarak 177 trilyon dolara ulaşmış. Artış oranı yüzde 199.
Gelişmekte olan ekonomilerde durum daha vahim. Aynı onların borcu dönemde 62 trilyon $ artarak, 69 trilyon $’a ulaşmış. Gelişmiş ülkelerin borçlarından az gibi görünüyor. Aman sizi şaşırtmasın, artış oranı yüzde 860.
Gelişmekte olan ekonomilerin borçlarının miktar olarak en büyük kısmı, doğal olarak Çin’e ait. Şirketler, gelişmekte olan ekonomilerde en borçlu kesimi.

Verilerde Türkiye’ye de yer veriliyor. Borçların milli gelire oranları, ekonominin kesimlerine ve döviz cinsine göre ayırımlarıyla verilmiş.
IIF’e göre ülkemizdeki borçların toplamı, milli gelirin %151’ini geçiyor. En borçlu kesim bizde de şirkeler (%69,8). Şirket borçlarının büyük bölümü Dolar ve Euro olarak alınan borçlar.
Ardından finansal sektör geliyor. Verilere biraz olumlu bakmak istersek onların yerel para borçları yok. (Mevduat borç sayılmıyor. Burada değinilenler Merkez Bankasından ve diğer bankalardan alınan borçlar.)

Hane halkının da yabancı para borcu yok.
Ancak toplamın dağılımına bakınca TL borçlar %66 kadar. Geriye kalan, milli gelirin yüzde 85’ine karşılık gelen borçlar dolar ve Euro.
Görüldüğü gibi gerek dünyada gerek Türkiye’de rakamlar oldukça büyük. Örneğin 2020 yılı sonuna kadar gelişmekte olan ekonomilerin ödemeleri gereken kredi ve tahvil borçlarının toplamı 3 trilyon dolar. Buna gelişmiş ekonomilerdeki borç geri ödemeleri dâhil değil. FED ve Avrupa Merkez Bankası gibi büyük merkez bankalarının, faizleri yükseltememesinin, parasal genişlemeden vazgeçememelerinin ana nedenlerinden biri bu.

Dünyada ticaret savaşlarının arttığı bir dönemde, şirketlerin gelirleri düşüyor. Yanı sıra hanelerin gelirleri de. Hepsi borçlarını geri ödemekte zorlanıyorlar. Alacaklılar da kendi iflaslarını önlemek adına, merkez bankalarından aldıkları ucuz fonlarla, borçları yeniden yapılandırarak/çevirerek gemiyi yüzdürmeye çalışıyorlar.

Nereye kadar?
Sanırım bu düzenin çok uzun sürdürülmesi pek mümkün değil.
Bu aşamada en önemli konu, alacaklıların nasıl ve ne tür bir tercih yaparak aşırı borçluların geleceği hakkında bir karar verecekleri. Yaşayacak borçluyu nasıl seçecekleri. Ülke borçluluları için, hangi tür siyasi, ekonomik ve jeo-stratejik tavizler peşinde olacakları. İsteklerinin ne kadarını alabilecekleri.
Konu çok önemli. Çünkü, bu seçimlerin sonuçlarına göre, bazı borçluları ekonomik olarak öldürürken, bazılarının gelecekte daha rahat yaşamalarına izin verecekler.