GENÇLER VE KIDEM TAZMİNATI

Türk Metal Sendikası ve Uludağ Üniversitesinin, Karadeniz Ereğli’de beraber düzenlediği, 27 üniversitenin Çalışma Ekonomisi Bölümü öğrencilerinin 6. Kez bir araya geldiği “ÇalışEmek Kurultayı’na” konuşmacı olarak davet edilmiştim.

9

Öğrenciler ve işçilerle beraber olmak, onların ekonomiye ve iş hayatına bakışını kendilerinden dinlemek beni her zaman mutlu ediyor. Onlardan çok şey öğreniyorum.

Bu toplantı sırasında en çok, ekonominin içinde bulunduğu durum, iş sınavları ve kıdem tazminatı fonu hakkında soru soruldu. Yurdun 27 farklı yöresinden, binlerce kilometre yol kat ederek gelen gençler, iş olanakları olarak önlerinde ne tür seçenekler olduğunun az çok farkında idiler. Bir kısmı hayata umutla bakıyor, bir kısmı ise artan işsizlik karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlardı.

Ama beni en çok etkileyen konu, gençlerin devlete bakış açıları oldu.

Kıdem tazminatı fonunu tartışırken devlet garantisi getirilmesinin gerekli olduğunu düşünenler vardı. Yani böyle bir fon kurulacaksa (ki işçilerin çoğu karşıydı) işverenin ödemediği/ödeyemediği durumlarda devletin devreye girmesi gerektiğini düşünüyorlardı.

Eğer Kıdem Tazminatı Fonunda yeteri kadar birikim olabilirse, açık vermez, tüm talepler devlete yük olmadan ödenebilir. Ta ki ilk krize kadar. Şirketler toplu işçi çıkarmaya, kıdem tazminatlarını ödeyememeye başlayınca devlet devreye girmek zorunda kalır diye düşünüyorlardı.

Buradan hareketle şöyle bir soru sordum; “Peki işverenlerin, kıdem tazminatlarını bilinçli olarak ödeyip ödemediğini, devletin sırtına yıkmaya çalışıp çalışmadığını nasıl anlayacağız?”

Gençlerin bir kısmı bunun önemli olmadığını, önemli olanın çalışanların, emeğiyle geçinenlerin hakları olduğunu söylediler. Tavırları, inanın çok hoşuma gitti. Emeğe, alın terine olan saygıları taktire şayandı. Böylesi yaklaşımlarını sonsuza kadar sürdürmelerini, her zaman çalışandan, hayatını alın teriyle kazanandan yana olmalarını rica ettim.

Ancak her sorununun çözümünü devlete yıkmalarını anlamakta zorlandım. Sordum, “Bu çözüm öneriniz sonunda sosyalist bir devleti işaret etmiyor mu?” Biri dışında hepsi olumsuz cevap verdi.

O zaman ikinci sorumu sordum, “Peki devlet bu kadar yükü taşımak için ne yapacak? Önerdiğiniz şey devletin daha fazla harcama yapması demek. O zaman daha çok vergi toplaması gerekmez mi?”. Gençler hazır cevap tabi. Çoğu “evet dedi. “Peki bu ülkede en çok vergi kimlerden toplanıyor?” soruma cevap veren sayısı çok azdı. Birkaçı KDV, ÖTV gibi vergilerin ağırlığından bahsetti. Ben de dilim döndüğünce, dolaylı vergilerin dar ve sabit gelirlilere yük olduğunu anlatmaya çalıştım. Örnek olarak ikisi de aynı sigarayı içen, ikisi de aynı miktarda benzin alan sabit gelirli ile işverenin aynı miktarda vergi ödediğine dikkat çektim.

Sorularıma devam ettim. “Kıdem Tazminatı Fonu kurulduğunda, eğer işverenlerin bazıları, yükümlülüklerini bilinçli olarak Fona devredebilecekler ise, o zaman devlet o ödemeyi yapacağı dar ve sabit gelirliye, daha fazla vergi ödetmek zorunda kalmayacak mı? Diğer bir deyişle, kıdem tazminatını aldığı için mutlu olan işçi, aslında daha fazla vergi ödemeyecek mi? Devletin açığını kapatmasına yardımcı olmayacak mı?”

Vergi ödemeyiz diyenler olabilir.

O zaman da devlet içeriden ve dışarıdan borçlanmak zorunda kalacak. Daha fazla borçlanmak daha fazla faiz ödemek demek. Faiz kime ödenecek? Tasarruf yapabilene, yani parası olana. İşçiler kıdem tazminatlarına kavuşur, para aldığı için sevinirken, tasarruf sahipleri daha fazla faiz geliri elde ettikleri için mutlu olacaklar. Peki borçları kim ödeyecek? Her zaman dar ve sabit gelirliler.

Sonunda “devletin malının deniz…” olmaması gerektiği konusunda hepimiz anlaştık.