TÜRKİYE KURAKLIKLA KARŞI KARŞIYA

Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği ‘Dünya Su Günü’ etkinliğinde konuşan uzmanlar acı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Su kaynaklarının bilinçsizce tüketildiğine dikkat çeken uzmanlara göre, Türkiye 2025 yılında ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalacak.

36

Sarıyer Belediyesi, Dünya Su Günü’nde hayatın temel kaynağı olan suya erişimin ve bilinçli su kullanımının önemine vurgu yapmak amacıyla bir panel düzenledi. Sarıyer Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ile Rotary Kulübü 2420. Bölge Guvarnörlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği etkinliğe Prof. Dr. Kamil Şengönül, Prof. Dr. Günay Kocasoy ve Prof. Dr. Orhan Şen konuşmacı olarak katıldı. Panelde, yaşamın devamlılığı için yüzde 60-70’ini oluşturan kısacası hayatımızın temel taşı olan suyun insan yaşamındaki önemi konuşuldu. Su kıtlığı konusunda kritik bilgiler veren uzmanlar Türkiye’nin 2025 yılında ciddi bir kuraklıkla karşı karşıya kalacağını belirtti.

TEMİZ SU KAYNAKLARI AZALIYOR

Rotary Kulübü 2420. Bölge Guvarnörlüğü adına konuşan Avukat Kaan Kobakoğlu, Dünya Su Günü’nün gelişmekte olan ülkelerde temiz su kaynaklarına ulaşmak ve bu kaynakların sürdürülebilirliğine dikkat çekmek için kutlanmaya başladığını belirterek, “Günümüzde temiz su ve hijyen koşullarına ulaşılması gelişmekte olan ülkelerde hala bir sorun durumundadır. Temiz su kaynakları ne yazık ki azalmaktadır. Bu ne yazık ki su kıtlığının başlangıç aşamasıdır. Dolayısıyla su tasarrufu çok önemli bir konu olarak karşımızda bulunmaktadır” dedi.

ELİMİZDEKİNİ KONTROL ETMELİYİZ

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ise konuşmasında gerçekleşen panelin tüm katılımcılar için çok faydalı olacağını söyledi. Başkan Genç, “Su bir varlık ve suyla ilgili tarihte çok önemli savaşlar olmuş. Su kavgası hep var. Sürdürebilirliği bir kere temel olarak bilmemiz gerekiyor ki suyun nasıl korunması gerektiği konusunda da bilinçlenelim. Biz elimizdeki suyun kontrol edilmesi anlamında ne yapabiliriz bunun üstünde durmamız lazım. Suyumuzu hor kullananlara dur demeyi kendinize bir görev olarak almalısınız” ifadelerini kullandı.

2040’LARDA BEKLENEN AFETLERİ YAŞIYORUZ

Panelde ‘Küresel Isınma ve Akıllı Şehirler’ başlıklı bir sunum yapan İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Şen, suyun bu kadar kıymetli hale gelmesindeki en önemli etkenin nüfus artışı olduğunu söyledi. Şen, bu durumun gelecekte su savaşları çıkmasına neden olacağını söyleyerek, “Suyun yok olmasının çevriminden kaynaklanan bazı nedenlerden doğduğunu biliyoruz. IPCC 4. İklim Raporu’na göre, bizim şu anki küresel ısınma ve afetleri 2040’larda yaşamamız gerekiyordu. Yani biz aslında bu gelişmeleri çok daha erken yaşıyoruz” dedi.

KÜRESEL ISINMANIN NEDENİ BİZLERİZ

Küresel ısınmadan kimin sorumlu olduğunu soran Şen, “Küresel ısınmanın iki etkeni var. Biri doğal etkenler, bunların içerisinde en önemlisi sera gazlarının kullanımı. Bunlar 1850’li yıllardan sonra artmaya başladı. Eğer sera gazları artarsa dünya ısınmaya başlar. Peki doğal etkenlerde mi yoksa insan eliyle mi dünya ısınıyor. Araştırmalar bize yüzden 90 oranında sera gazlarının yani insan eliyle verilen zararın etkili olduğunu gösteriyor. Yani küresel ısınmanın sebebi bizleriz. Eğer duyarlı olmazsak temiz su kaynaklarına ulaşmak gitgide zorlaşacak. Biz artık su fakiri bir ülke olma yoluna gidiyoruz. Türkiye bu kuraklığı çok daha fazla hissetmeye başlayacak” dedi.

TOPRAĞA DÜŞMEYEN YAĞMURLAR BİZİM İÇİN FELAKETTİR

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kamil Şengönül, ‘İstanbul’un Havzaları ve Yerleşim Sorunları’ başlıklı sunumunda İstanbul’da su havzalarına yerleşim alanı kurulmasının temiz ve kaliteli suya ulaşmayı olumsuz yönde etkilediğini belirterek, “İstanbul’un suyla alakalı iki sorunu var. Bir suyu yok iki su fazlası var. Bu ne demek. İstanbul betonla kaplı bir şehir. Bu yüzden buraya düşen sular sel olur. Biz İstanbul’un her tarafını evle kapladık. Toprağa düşmeyen her yağmur bizim için felakettir ve bundan yararlanamayız” dedi.

KAYNAKLARI ALABİLDİĞİNE TÜKETİYORUZ

Prof. Dr. Şengönül, “Bir günde binlerce kişi bu dünyaya katılıyor. Bu bile kuraklığın yaşanması için başlı başına bir neden. Bütün kaynakları alabildiğinde tüketiyoruz. İklim değişiyor, ormanlar yok oluyor, çölleşme artıyor, sular kirleniyor ve dünyanın büyük bir kısmı temiz suya ulaşamıyor. Buna karşılık en çok gelişen silahlar. Çevreyi korumaya başlamalıyız. Bu sistemdeki bir karınca en az bizim kadar önemli. Ekosistemleri koruyacağız, doğal dengeyi koruyacağız ve bu sistemlerden yararlanmak için yeni yöntemler geliştireceğiz çünkü bu böyle gitmez” ifadeleriyle konuşmasını noktaladı.

SULARIMIZ GİTTİKÇE YOK OLUYOR

Son olarak ‘Sınırı Aşan Sular’ konusunda bir sunum yapan Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Çevre Teknolojileri Ana Bilim Dalı öğretim görevlisi Prof. Dr. Günay Kocasoy, “Beynimizin yüzde 70’i su, kanımızın yüzde 80’i su. İşte bu yüzden su bizim için bu kadar önemli. Şu an dünyayı kaplayan suların sadece yüzde 1’i kullanılabilir, bunların ise sadece çok azı içilebilir su. Türkiye’de ise kaynaklarımızın sadece yüzde 25’i kullanılıyor. Enerji üretimi için hovardaca kullanılan sularımız gittikçe yok olmakta. GAP projesi yapılırken birçok engelle karşılaştık. Suyun paylaşımında muhakkak bir engelle karşılaşıyoruz. BM raporuna göre 2025 yılında Türkiye çok ciddi bir su kıtlığı çekecek” dedi.