YAYIN ÖNCESİ KÜÇÜKKAYA İLE GÖRÜŞTÜ MÜ? İMAMOĞLU’NDAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Ekrem İmamoğlu, tarihi ortak yayının ortaya atılan "İsmail Küçükkaya ile önceden görüştü" iddiasının perde arkasını açıkladı. Ortak yayında konuşamadıkları konu oldu mu?

57

23 Haziran seçimine sayılı günler kala Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu arasındaki rekabet kızışıyor. Pazar günü gerçekleştirilen yayının yankıları da kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Ekrem İmamoğlu, ortak yayın sonrası Habertürk’ten Kübra Par’a konuştu.  İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“ÇOK ÖZEL BİR HAZIRLIK YAPMADIM”

Ekrem Bey, önceki akşam bütün Türkiye milli maç seyreder gibi sizin Binali Bey ile olan yayınınıza kilitlenmişti. Sizce nasıl bir yayındı?
Aslında Türkiye’nin ne kadar zaman kaybettiğini gösteren bir gece yaşadık. Bugüne kadar böyle bir yayından milletin mahrum kalması demokrasi adına o kadar üzücü ki… İki insan bir araya geliyor, bir edep içerisinde İstanbul’u konuşuyor. 17 yıldır bu yapılmıyor. Niçin? İnsanlar konuşsa, sorsa… Bu sefer sokakta ayrışan ve kutuplaşan insanlar konuşmaya başlayacak. Bu bakımdan ben çok tarihi bir an yaşadığımızı düşünüyorum. Önemli bir başlangıç olduğunun farkındayım. Onun için, inanın tüm hassasiyetimle, kendi ruhumla kendimi yansıtmaya, samimiyetimi aktarmaya çalıştım. Her iki tarafın da kusurları olabilir ama toplum bence gerekli mesajı almıştır. Aynı zamanda bundan sonra da olması noktasında ciddi bir adım atılmıştır.

Aslında medya kazandı. Biz kazandık…
Kesinlikle. Bir de o yönüyle bundan sonra o masadan kimse kaçamaz.

Nasıl hazırlandınız yayına?
Çok büyük bir hazırlık yapmadım. Çünkü 7-8 aydır her anım hazırlıkla geçiyor. İstanbul’u çalışıyoruz. Arkadaşlarım cumayı cumartesiyi boşaltalım dediğinde, “Hayır, öyle bir şey istemiyorum. Aksi takdirde o 2 saate çok önemli bir şey yüklemiş oluruz. Ben zaten hazırım. Ben İstanbul için hazırım!” dedim. Onun için cumayı da cumartesiyi de sahada geçirdik, hatta cumartesi 9 buçuk 10’u buldu programımızın bitmesi. Ertesi gün nelere hazırlık yapmalıyız, neleri konuşabiliriz diye bir kontrol ettik ve programa çıktık. Yani öyle çok özel bir çalışma yürütmedim.

“O KONUYU KONUŞAMADIĞIMIZ İÇİN ÜZÜNTÜ DUYDUM”

İsmail Küçükkaya’nın soruları önceden verip vermediği çok tartışıldı. Yayın öncesinde ne sorulacağını biliyor muydunuz?
Hayır hayır, öyle bir şey yok. Ama konu İstanbul olduğu için, ulaşımı konuşacağımızı, çevreyi konuşacağımızı biliyorduk. Sadece dün akşam depremi, kentsel dönüşümü konuşamadığımız için üzüntü duydum. Çünkü o gerçekten İstanbul için ele alınması gereken trajik bir konu. Bunu çok hızlı çözmemiz gerekiyor. Bir ona üzüldüm, onun dışında kısa da olsa her şeye temas ettik. Çocuğu konuştuk bu kentte. Bakın, bir yerel dilin bu kadar değiştiği ilk seçim bu. Geçmiş seçimlere döndüğünüzde mega projeler, yapılar, tünelle konuşuluyordu ama bu sefer insanı konuşuyoruz, farkında mısınız? Çocuğu, kadını, toplumu, birleşmeyi, buluşmayı, barışmayı konuşuyoruz. Bu muazzam bir şey, çok mutlu oldum. Rakibimin de bu dile eğilim göstermesi ve ona dönük konuşmalar yapması bence bir kazanımdır.

“İSMAİL KÜÇÜKKAYA İLE YAYINDAN ÖNCE BULUŞTUK, KONUŞTUK”

İsmail Küçükkaya ile önceden buluştuğunuza dair bir iddia ortaya atıldı. Yüz yüze görüştünüz mü yayından önce?
Tabii ki. Bana geldi, zaten, “Sizinle görüşeceğim, ardından Sayın Binali Yıldırım’ı ziyaret edeceğim” dedi. Gizli görüşme derken, kameraların önünde değildi ama gizli de değildi. Oturduk, konuştuk. Sorular konusunda da, “Sizin ne soracağınıza karışmam ama konunun çemberi belli. İstanbul konuşulmalı, tamam ama İstanbul’da ikinci seçime niçin gidildiği de konuşulmalı. Bu en önemli mesele” dedim. Normal bir seçim değil ki bu. 31 Mart’ta bir seçim yaptık, 23 Haziran’da niçin bir seçim daha yapıyoruz? Niye bu ülke 3 ay daha seçimle boğuşuyor? Bunu millete anlatmamız gerektiği konusunda talebimi ilettim. Sorular, özel detaylar gibi konulara asla girmedim. “Siz aklınıza gelen her şeyi sorabilirsiniz” deyip, kendilerini uğurladım.

Sayıştay raporu açıklaması…
Belirtilen konular Sayıştay’ın seçim sürecinin başlamasının hemen öncesinde, Ekim 2018 tarihinde açıklanan 2017 yılına ait İBB, İSKİ ve İETT denetim raporlarına dayanıyor. Bazı basın organlarında çıkan sahte iddiası tamamen saçma. Sayıştay Başkanlığı’nın kendi resmi web sitesinde rapor hâlâ duruyor. Raporda kamu zararına ve usulsüz işlemlere ilişkin; taşınmaz kayıtlarının tutulmaması, ihale kanununa aykırı işlem yapılması, belediyenin yapması gereken tahsilatları yapmaması, İSKİ’nin bankalardan lüks araç temin etmesi gibi birçok husus bulunuyor.

“STÜDYO DÜZENİ DAHA YARATICI VE HAREKETLİ OLABİLİRDİ”

Yayın sonrasında, “Bu yayın aslında kimsenin kararını değiştirmeyecek” yorumları ağırlıktaydı. Hatta yayının sıkıcı olduğunu düşünenler de oldu. Bu yorumlara ne diyorsunuz?
Kavga etsinler, sürtüşme olsun diye bekleyenler de olmuştur. İtiraf etmeliyim ki açıkçası iftira anlamında benim canımı sıkan birkaç söz oldu. Özellikle yalan kelimesi… Ama kavga etmeden de tartışılabileceğini ispat ettiğimizi düşünüyorum. Bu bence sevindiricidir. Rakibimize de bu anlamda teşekkür ediyorum. Kavga etmek bir kazanım değil ki. Sıkıcılıktan kasıt nedir? Ne olmalıydı? Birbirimizin yakasına mı yapışmalıydık? Bence keyifliydi. İyi bir deneyimdi. Bundan sonrakiler daha yaratıcı olabilir. 1980’lerde yapılan açık oturumları hatırlıyorum; biraz daha TRT formunda, biraz daha kurumsal. Hafif o havada başladı süreç. Ayakta olmalı, belki daha hareketli olmalıydı. Arkada ekranda projeler dönüyorken anlatmak isterdim. Daha farklı bir stüdyo ortamı olsun ve insanlara canlandırmalar sunalım isterdim.

Ordu’da bir öfke kontrolü problemi yaşadınız mı?
Hayır, gayet rahattım. Tabii ki üzüntü duydum.

Valiye hakaret iddiaları için, “Öyle demedim” diyorsunuz ama ben bir kez daha sormak isterim…
Gayet tabii demedim ama oradaki ortamın yaşanmasına sebep olanlar oturup düşünsün. Bence o konuşulmalı.

Siz inşaat kökenlisiniz. Müteahhitlik yapmışsınız. Bir müteahhidin belediye başkanı olması o şehir için dezavantaj olma ihtimali taşır mı? Yani şehri imara daha fazla açma ihtimaliniz var mı?
Nereden baktığınıza ya da nasıl bir müteahhit olduğunuza bağlı. İnsanlara ev yapan bir insan, bence o insanların hayallerini karşılayan insandır. Yuva ne kadar önemli, değil mi? 90’lı yıllarda bir profesör mimarımızla çalışırken, bana dedi ki, “Eğer müşterinize hayallerinizi anlatacak bir proje yapamıyorsanız onu yapmayın”. Nasıl hayal? Bir hanımefendi eşiyle beraber karşınıza geliyor. Belki yeni evliler ya da çocukları var. O yaşayacakları bölgedeki yeşil alandan, çocuklarının vakit geçireceği alanları anlatmasından tutun da o evin içerisinde nasıl yaşayacaklarını, dışarıyla nasıl temas kuracaklarını, nasıl bir çevrede oturacaklarını anlatması var, ben olaya böyle bakan birisiyim. Dolayısıyla insanlara yuva yapmak, ev yapmak kötü bir şey değil ki. Benim için, “İyi bir ekip kadrosu yok” diyorlar. Türkiye milyonlarca kadroyla dolu. Kapıları kapatıp, kendi içinde bir sistem kurup eş-dost akrabayla bir şehri yönetmeye çalışırsanız olmaz. Ama kapıları açıp, 16 milyon insandan faydalanırsanız oradan muazzam bir iş çıkar. Dolayısıyla görevini bilen, mesleğinden faydalanmış, kendini yetiştirmiş bir ülke bireyi olarak ben bu göreve hazırım. Müteahhitlik bilgilerimi bir şehre nasıl en üst seviyede uyguladığıma Beylikdüzü örnektir. Önceliğiniz köprü, yol, tünel… İnsan neresinde bu şehrin? Biz insanı önceliyoruz ve böyle bir şehircilik öneriyoruz.

İMAMOĞLU’NUN EN ÇOK ÖNEM VERDİĞİ 5 PROJE

Günlerdir, haftalardır projelerinizi anlatıyorsunuz ama İstanbullunun bilmesini en çok istediğiniz 5 projeniz nedir?
İstanbul’u çok kısa bir dilimde sunmak zor ama şöyle başlayabilirim: birincisi, çocuklar. Çocuklar bu şehrin geleceği ve muazzam bir şekilde onu hazırlamamız lazım. Sadece 0-4 yaş arası 1 milyon 200 bin çocuktan bahsediyoruz. İki; gençler, dinamik gençler, enerjik gençler bu şehirde üretebileceğinin farkında olmalı. Bu şehirde ürettiklerini bütün dünyaya sunabileceğinin farkında olmalı. Bu özgüveni hissetmeli. Üç, kadınlar. Bu şehrin ve ülkenin yarısı kadın ama o oranda toplumun içinde değiller. Kadını ve çocuğu nerede konuşuyoruz? İstismarda, şiddette konuşuyoruz. Düşünebiliyor musunuz, bu nasıl bir toplum? Hangi çağdayız? Ve bunun yanı sıra elbette şehircilik… Bunun içinde yeşil alan var, yapılaşma prensipleri var. Şehirleşmede en önemli unsur kentin geleceğidir. Onun için 2030’u, 2050’yi planlayacağız. Bakın bu şehrin yarınını kimse bilmiyor. Bu kente kaç milyon nüfus hazırlıyoruz? Kenti kaosa sürüklememeliyiz. Elbette şehrimizi bekleyen deprem, mülteci konusu gibi tehditlere karşı hazır olmalıyız. Depremi çözeriz ama o işe odaklanmak, çıkarcı gözle bakmamak kaydıyla… Boş alanlara yapıları dikmemek kaydıyla… TOKİ eliyle, KİPTAŞ eliyle veya devletin kurumları eliyle sahillerde gördüğümüz o yüksek yüksek yapıları yapmamalıyız. O bakımdan depreme, afetlere hazırlık ve bu şehrin mülteci sorununu çözmek önemli.

BÜYÜK OĞLU SELİM İMAMOĞLU: KAZANACAĞINDAN EMİNİM

Seçime bir hafta kaldı. Babanız bu seçimde sizce nasıl bir sonuç alacak?
Sonuçta 31 Mart’ta seçildi. Tatmin olmadığımız o karardan sonra ikinci defa seçime gidiyoruz. Kazanacağından eminim. Üzerine kat kat koyarak kazanacak.

Siz üniversitedesiniz. “Birçok genç memleketine gitti oy kullanmayacak” deniyor. Senin gözlemin nasıl? Üniversite öğrencileri burada mı, gittiler mi?
Erkenden sınavları biten, mecburen memleketine dönmek isteyen insanlar oldu ama önemli bir çoğunluğu da geri dönmek için çaba sarf ediyor. Bu önemli çoğunluğun büyük bir kısmı da gelecek. Bizzat kendi arkadaşlarım da var İzmir’de, Adana’da, Ankara’da yaşayan, onlar gelecek. Bunun için çaba gösteriyorlar.

Gençlerin gözünden babana hiç tavsiyen oldu mu, “Baba şunu yap, şunu yapma” gibi?
Aslında gençlerle alakalı birçok eksiği kapatmaya çalışıyor zaten. Üniversite öğrencileri sürekli bir ev ve yurt arayışı içerisinde, yurt projeleri öğrencilere iyi bir yardım olabilir. Çünkü barınma sorunu olan bir öğrenciden performans bekleyemezsiniz. Akbil indirimi güzel bir uygulama oldu. Daha da böyle nicelerini bekliyoruz, inşallah.

TÜRKİYE TARİHİ BULUŞMAYI İZLEDİ! NASIL BİR YAYIN OLDU?

ORTAK YAYIN SONRASI İMAMOĞLU’NDAN İLK AÇIKLAMA